31 Ağustos 2021 Salı

ÜNİVERSİTELİLER TOPLANSIN!

 

           ÜNİVERSİTE 1 LER NE YAPMALI?   

Kocaaa 4 senelik liseyi bitiren gençler sizler de aramıza hoş geldiniz. Evet artık herkesin diline doladığı gibi siz de üniversitelisiniz! O kapıdan bir an önce içeri girmek istiyorsunuz.(Hatta bazılarınız oraya bir gideyim de ne olursa olsun kafasında bile olabilir :) ) Eminim ki aklınızda çokça sorular var ama bunları sonraki bloga saklamayı düşünüyorum. Şimdilik üniversiteye yeni başlayanlar için tavsiye vermek istedim.(Bizim 1.sınıf maalesef uzaktan eğitimle geçti bir şekilde fakat neler yapılabilir, ne gibi imkanlarla kendimi geliştirebilirim gibi soruları elbette araştırdım. Umarım tavsiyelerim hoşunuza gider.)

🏫Öncelikle liseyle üniversiteyi karıştırmayın. Lisedeki gibi havalı bir tipsem üniversitede de devam eder diye düşünmeyin. Bunun aksi de olabilir. Asosyal birisi sosyalleşebilir. Durumları normal karşılamalısınız. Artık yeni bir hayata başladığınızı unutmayın ve bunu inşa etmek tamamen sizin elinizde.

🏫Artık hepimiz ayakları üstünde duran birer yetişkiniz ve bunun yükleyeceği sorumlulukları taşımalıyız. Ebeveynlerimiz sürekli yanımızda olmayacak.(Şehir dışında okuyacaklar üstüne alınabilir 
 :)  )  Yani sorun olduğunda dert etmeyin, üstesinden nasıl gelebilirim diye düşünün.

🏫Her alanda kendinizi geliştirmenizi muhakkak öneririm. Hayatın her evresinde size lazım olacak. Bir tartışma ortamına girdiğinizde kendinizi taşıyacak fikirleriniz ve söyleyecek sözleriniz olur. Kimseye bunu kanıtlamak zorunda değilsiniz elbette. Böyle insanlar zaten kendini belli eder.( Bir iki muhabbet edersin, doyum olmaz. Olgundur, ağırbaşlıdır, gereksiz laflardan ve tartışmalardan kaçınır.)

🏫Çeşitli klüplere katılın ve bol bol sosyalleşmeye çalışın. Arkadaşlarınızı iyi seçin(Mesela inek olduğunuzu öğrendiğinde sizinle sadece çıkarı için konuşan kişileri değil de desteğini hep hissettiğiniz/hissedeceğiniz kişiler)

🏫Dersi derste dinleyin ve hocalarınızı iyi tanımaya çalışın. Lisede kıyamayıp sizi geçiren hocalarınız burada olmayacak -en azından birçoğu- bu yüzden hocalardan bir şeyler beklemek yerine kendiniz çabalayın ve kendi sisteminizi oluşturun.

🏫Hocaların sistemlerini, sınavlarda ne tarz sorular sorduklarını üst sınıf öğrencilerden öğrenebilirsiniz. Onlarla da arkadaşlık kurabilirsiniz.

🏫Dil öğrenmenin önemini zaten burada anlatmayacağım. İngilizcenizi bir şekilde geliştirip üstüne başka dil ekleyebilirseniz harika olur.

🏫Kitap okumayı hiç bırakmayın. Sürekli bir şeyler okumaya çalışın. Gündemi takip etmeyi de unutmayın.

    


      

      

     

 🏫Bir de fotokopicilerle aranızı iyi tutarsanız bence harika olur.
Benim söyleyeceklerim bu kadardı. Başka öneriniz varsa yorumlarda belirtebilirsiniz. Takipte kalın :)
 

30 Ağustos 2021 Pazartesi

30 AĞUSTOS KUTLU OLSUN!

 

                        ZAFERE GİDEN YOL  

   💂Günaydın! Bugün 30 Ağustos. Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Dumlupınar Meydan Muharebesi) ve Büyük Zafer’in 99. yılı kutlu olsun! Başta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa olmak üzere her sınıftan subay ve erlerin kahramanlıkları, fedakârlıkları, feragatleri ve dayanma güçleriyle yakın tarihimizin rotasını değiştirdikleri o gün, Afyon’da bulunan Mustafa Kemal Paşa'nın sabah 10.00'da 1. Ordu karargahına gelerek kuşatma altındaki Yunan kuvvetlerini imha emri vermesiyle başlamıştı. Hava yağmurlu ve sisliydi. Saat 15.00'e kadar kalkmayan sis, Yunan birliklerinin işine yaramış; Türk birliklerinin harekatı gecikirken onlar savunma düzeni almıştı. General Trikopis’in beş tümenine karşı, 8 piyade ve 3 süvari tümeni toplanmıştı. 4-5 km.’lik bir açıklık hariç, Yunan kuvvetleri tamamen çembere alınmıştı.

💂Saat 17.00’de nihayet topçu ateşi başladı; ardından 18.30'da piyade, süngü hücumuna kalktı. Düşman mevzilerine girildiğinde ise saatler 19.30'u gösteriyordu. Adatepe ele geçirildi. Saat 22.30'da son Yunan direnişi de kırılıp Kanlıköprü hattına kadar ilerlendiğinde yaklaşık 20 bin kişilik Yunan birliklerinin yarısı ölmüş, yaralanmış veya esir düşerek savaş dışı kalmıştı. Aralarında General Trikopis'in de bulunduğu 10 bin civarında Yunan askeri ise bırakılan açıklıktan güneye doğru kaçmıştı (bunların yarısı sonraki günlerde teslim oldu). Büyük Taarruz’un başlangıcında Yunan kuvvetlerinin mevcudu 200 binin üzerindeydi. Bunların yaklaşık 70 bini yerli sivil Rumlardan oluşuyordu. 100 bin civarında asker ve ve sivilin Yunanistan’a kaçtığı tahmin ediliyor. Yunan kuvvetleri 30 bin ölü verdiler. 20 bini ise esir düştü. Türk birlikleri ise Büyük Taarruz’un başından 9 Eylül’e kadar 13 bin civarında asker kaybetti (şehit, yaralı, esir, hasta, kayıp). Bunların arasında 146 subay ve 2397 er şehit düştü.


                 



             
                            

      
💂Mustafa Kemal Paşa, zafer sonrası 1 Eylül'de Dumlupınar'da, Batı Cephesi'ndeki tüm subay ve erlere okunmak üzere yayımladığı bildiride, "Bütün arkadaşlarımın, Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!'' emrini verdi.

💂Tüm büyük komutanlara saygı ve sevgiyle!       

28 Ağustos 2021 Cumartesi

LİSTEMİZİ KABARTALIM!

 

            NE İZLESEM DİYE DÜŞÜNMEYİN!


  📺 Herkese merhaba! Bu blogumda beni çok etkileyen birkaç diziden bahsetmek istedim. Aynı zamanda ne izlesem deyip karar veremeyenler için listenize ekleyebileceğiniz harika dizilerle geldim! 

📺 Sık sık canımız sıkılır ve internette izleyebileceğimiz dizileri ararız. Tarzımıza uygun bulamazsak bazen boş boş takılırız veya youtubedan dizi önerilerine bakarız :) (Bunlara gerek yok! Şimdi söyleyeceğim dizilere birçoğunuz bayılacak.)

1) BREAKİNG BAD: Lisede kimya öğretmeni olan Walter White, ailesinin geçimini sağlamak üzere ek iş olarak araba yıkamacısında çalışır ve bir süre sonra ileri derece akciğer kanseri olduğunu öğrenince liseden bir öğrencisiyle ( Jessie Pinkman) metamfetamin işlerine girişir ve kendi laboratuvarını kurmaya çalışır. Diziyi bir arkadaşımla beraber izlemeye karar vermiştik. Daha doğrusu benim izlemem için diziyi baya övmüştü. Merak edip izlemeye başlamıştım ben de onunla beraber ve hiç pişman olmadım. Diziyi izlemeye 3 Eylül'de başlayıp 17 Aralık'ta bitirmiştim.(Biliyorum çok uzun bir süre fakat üniversite 1.sınıftım artık ve sınav haftasına yoğunlaşmam gerektiği için yayarak izlemiştim. Size yayarak izlemenizi tavsiye etmem. Zamanı olanlar mutlaka izlesin, hiç pişman olmayacaksınız :) ) Öncelikle konusu baya ilgimi çekmişti. İzledikçe o kadar kendimi kaptırdım ki şimdi ne olacak diye diye sürekli bir merak ve duygu karışımı içerisinde izledim. Çünkü dizide aynı zamanda yoğun bir duygu değişimleri söz konusu. Özellikle Jessie Pinkman'ın sürekli değişen ruh halini çözmek çok zor :) Aynı zamanda bazen Walter ile samimiyeti güldürüyorken bazen de tartışmaları sinirlendirebiliyor.(Jessie karakterini pek sevemedim çünkü net biri değil fakat karakteri canlandıran Aaron Paul'u tebrik etmek lazım :) (Kesinlikle favori karakterim Walter White oldu. O çaresizliğini hissedebiliyorsunuz, net olan bir karakter ve ailesi için yapmadığı bir mücadele kalmadı. Bryan Cranston canlandırıyor bu karakteri. Bryan Cranston'un beğendiğim bir dizisini daha birazdan aşağıya ekleyeceğim. Bu arada dizi 5 sezon ve 62 bölümden oluşuyor.)


                         

         (Jessie Pinkman'in değişen ruh halleri)

         

                (JESSİE VE WALTER WHİTE)

      
 

  2) Under The Dome: Stephen King'in 2009 yılında yayınlanan Under the Dome kitabının dizi uyarlamasıdır. Konusu, Maine'deki Chester's Mill Kasabası'nın, gizemli bir güç tarafından dünyanın geri kalanıyla tüm bağlantısının kesilmesi sonucu kasabalıların yaşadıklarını ve birbirleriyle karşı karşıya gelmeleri anlatılmaktadır. Geçilmesi imkansız olan şeffaf bir kubbeyle mücadele halindeki insanlar sürekli kapana kısıldıklarını fark ederler ve yeni bir toplum kurmaya çalışırlar. Bilim kurgu hastası olanlar bu diziyi izleyebilirler. (Ben yaklaşık 3 haftada bitirmiştim.) Şöyle ki diziyi gerçekçi yapan şey o saydam kürenin olması, şehre bir anda inmesi ve insanların ona dokunmaya çalışıp elektrik alması veya farklı sonuçlar olması... Genel anlamda iyi tasarlanmıştı, ben diziyi beğendim ve izlemeyenlere tavsiye ederim.(Genelde bilimkurgu pek seyretmiyorum, çok arası olmayan kişiler için başlangıç dizisi olabilir :) ) (Bir de kubbenin öbür tarafında kalan kişilerle iletişim kurulamıyor, onların sesini duyamıyorlar ve bu yüzden yazarak iletişim kuruyorlar. Kubbenin seçtiği özel kişiler var dizide.)

               

 3) Bridgerton: Bridgerton dizisi konusu itibariyle izleyiciyi Regency dönemine bir yolculuğa çıkarıyor. 1813 yılında Londra’da resmi olarak “kur yapma sezonu” başlıyor. Her soylu ailenin amacı aynı: Kızlarının en doğru, en makul evliliği yapmasını sağlayarak toplumsal statülerini güçlendirmek. Londra’nın en elit ailelerinden Bridgerton ve Featherington ailelerinin kızları da bu amansız koca avında birbirlerine rakip oluyor. Featherington ailesinin üç kızı birden sosyeteye takdim edilirken Bridgerton hanesinden ise sadece Daphne sosyeteye takdim edilir. Mükemmel ailesiyle her şeye zaten sahipmiş gibi görünen güzel Daphne, Kraliçe Charlotte’un ilgisini çekerek sezonun en kıymetlisi haline dönüşüyor. Dizi, Daphne’nin bu entrikalarla dolu evlilik borsasında hayallerindeki aşkı arayışını anlatıyor. (Aşk dizilerine meraklıysanız izleyebilirsiniz, bazılarınızı sarmayabilir. Dizinin devamı gelecek, şu anlık 1 sezon 8 bölümden oluşuyor.) (Leydi Whistledown isimli gizemli bir kadın çevrede tüm olup bitenleri anında biliyor ve gazetelere yazıyor,yani gizemli bir kadın. Burası dikkatinizi çekebilir. Dizinin kalan bölümlerinde ortaya çıkabilir diye duymuştum.)
   

  4)The Queen's Gambit1950'lerde Kentucky'deki bir yetimhanede, küçük bir kız müthiş bir satranç yeteneği olduğunu fark eder. Ancak başarı yolculuğunda bağımlılıkla savaşmak zorunda kalır. Hedefi dünyanın en büyük satranç oyuncusu olmak olan Elizabeth Harmon isimli satranç dahisi bir öksüzün sekiz ila yirmi iki yaşları arasında alkol, ilaç bağımlılığı ve duygusal güçlüklerle mücadele ettiği yaşam öyküsünü takip etmektedir. Hikâye 1950'lerin ortasından 1960'lara doğru uzanmaktadır. Dizi tam anlamıyla ilk bölümden son bölüme kadar beni sardı. Elizabeth'in küçükken yetimhanede satranç öğrenmesi, bunu geliştirerek birincilere kafa tutması, her an her yerde satranç oynamaları, sürekli satranç konuşmaları bende satranç tutkumu uyandırdı :) (Genel anlamda gerçekten beğendim, mutlaka tavsiye ederim. Şu anlık 1 sezon 7 bölümden oluşuyor, devamının gelip gelmeyeceği hakkında kesin bir açıklama yok. 3-4 günde bitirmiştim. Bence bu diziyi izleyip satranç tutkunu olmamak elde değil!)
     

             
           
    

       
    5)YOUR HONOR"Kvodo" isimli İsrail yapımı diziden uyarlanan Your Honor dizisi, New Orleans'ta yaşayan saygın ve büyük bir yargıç olan Michael Desiato'nun (Bryan Cranston) bir trafik kazası sonrası değişen hayatını anlatmaktadır. Eşi, zamansız ölen Desiato, oğlu Adam'ı tek başına büyütmek zorunda kalır.(Bryan Cranston'un başrolde oynadığı yine muhteşem bir dizi. Bryan Cranston bu dizide yargıç rolünde ve oğlu bir suça bulaşıyor. Bu suçu örtbas etmek için çeşitli girişimlere kalkışıyorlar. Gerçekten harika bir dizi. İzlerken o kadar gerildim ki nefesimi tuttuğumu unutmuşum :) (1 sezon 10 bölümlük mini bir dizi ve mutlaka ama mutlaka öneririm. Üstelik hayal kırıklığına uğramayacaksınız!)

 
  

📺Benim önerilerim şimdilik bu kadar. İleride başka öneriler de gelecek. Siz bunlardan hangilerini izlediniz? Hayal kırıklığı yaşadınız mı? İzlemeyi düşünüyor musunuz? Yorumlarda belirtebilirsiniz. Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalın!


27 Ağustos 2021 Cuma

HERKES HER ŞEYE UYAR MI?

 

             〰 TURGUT UYAR(GÖĞE                 BAKTIRAN ŞAİR) 

       
  ☁️Çok sevdiğim bir şairin hayatını anlatmazsam olmazdı. Hepimizi göğe baktıran, kimi şiirlerinde duygu seline kaptıran bambaşka bir şair...  

 ☁️5 gün önce ölüm yıldönümü olması dolasıyla yazmayı düşündüm fakat gün bugünmüş.(Selam olsun koca yürekli şairlerimize!)

                      HAYATI:

💙Turgut Uyar, Fatma Hanım ile Hayri Bey'in altı çocuğundan beşincisi olarak 4 Ağustos 1927'de Ankara'da dünyaya geldi. Babası orduda harita binbaşısı olarak görev yapmıştır ve Ankara'nın ilk Latin alfabesiyle yazılan sokak levhalarını geceler boyu çalışarak yazmış bir hattattır.Annesi ise ev hanımıydı. Babasının görevinden ötürü ilköğrenimi farklı şehirlerde okurken ortaöğrenimine yatılı askerî okulda devam etmiştir. Bursa Askerî Işıklar Lisesi'nden 1946 mezun olan Uyar, bu okulda mutsuz olduğunu şu sözlerle dile getirmiştir:
"Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. Başkalarının, hatta somut başkalarının değil de, hiç kavrayamadığım bir otoritenin belirlediği ve çoğu zaman saçma bulduğumuz bir şeyler yaşamak..."

 💙 Konya Askeri Okulu, Işıklar Askeri Hava Lisesi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirip, Posof, Terme ve Ankara 'da personel subayı olarak görev yaptı. Henüz Askeri Memurlar Okulu’nda öğrenciyken 1947’de Yezdan Şener ile evlendi.18 yaşında baba olan Turgut Uyar'ın bu evlilikten Semiramis, Tunga ve Şeyda adında üç çoçuğu oldu.   

           
 


 💙1966 yılında ilk eşi Yezdan Şener'den boşanıp İstanbul'a yerleşen Turgut Uyar o dönem Cemal Süreya ile ilişkisi bitme aşamasında olan öykü yazarı Tomris Uyar ile şiir üzerine mektuplaşmaya başladı.

              


💙Tomris Uyar, Turgut Uyar ile tanışmalarını şöyle anlatır: “1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı. Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu.” Kendisini esin perisi olarak hissettiği Tomris Uyar'la 1969 yılında evlendi ve Hayri Turgut adında bir erkek çoçuk sahibi oldu.

💙Turgut Uyar, 1958'de askerlikten ayrılarak Türkiye Selüloz ve Kağıt Sanayisi'nin Ankara şubesinde çalışmaya başladı ve buradan emekli oldu.

                       
              
                    (Seka yıllarında Erdal Öz ile)
💙22 Ağustos 1985 tarihinde İstanbul'da 58 yaşında siroz(karaciğer yetmezliğinden) ölmüştür. :(

        TOMRİSE DİZELER:

💙Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile
Seni ben geçerken
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler.
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
Zamanı durdururum yüreğimde,
Sensiz geçtiği için,
Akrep yelkovana küskündür.
Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
Bil ki akrep yelkovanı geçerse,
Atan bu yüreğim durur.
Bırak bozuk kalsın, hiç değilse
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

                      

            
   (Turgut Uyar ve Tomris Uyar, Büyükdere’deki                                                                  evlerinde, 1970)
            

                      EDEBİ HAYATI:

💙"Yad" isimli ilk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde yayımlanan şair, 1948'de Kaynak dergisinin açtığı bir şiir yarışmasında ikincilik kazandı. Yarışmadan sonra, seçici kurulda bulunan şair-yazar Nurullah Ataç, birincilik adayının Uyar olduğunu açıklayarak, ileride çok iyi bir şair olacağını söyledi.

💙İlk kitabı "Arz-ı Hal" 1949'da Kaynak Yayınlarından çıkan Uyar, 1952'de "Türkiyem" adlı ikinci kitabını Nurullah Ataç'ın ön sözüyle yayımladı. Kitap, o ve sonraki dönemlerin ünlü şairlerinin kitaplarının yayımlandığı yayınevlerinden biri olan Varlık Yayınlarından çıktı.

💙Turgut Uyar'ın 1959'da yayımladığı üçüncü kitabı "Dünyanın En Güzel Arabistanı"nda yer alan şiirlerden biri olan "Göğe Bakma Durağı", kendi şiir serüveni içerisinde hem oluşturulan modern yapı ve ses, hem de modernist yaklaşımlarla yeni imgeler kurma açısından dönüm noktası olarak gösterildi.

💙"İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım" mısrasıyla, 'insanların sahip olduğu güzelliklerin herkese eşit olarak dağıtıldığını ve onları görebilmek için büyük çaba sarf etmeden, sadece başını kaldırıp bakmanın yeterli olduğunu' aktardı.

                                        

     

                    ESERLERİ:

       ŞİİR:
  • 1950: Arz-ı Hal
  • 1952: Türkiyem
  • 1959: Dünyanın En Güzel Arabistanı
  • 1962: Tütünler Islak
  • 1968: Her Pazartesi
  • 1970: Divan
  • 1974: Toplandılar
  • 1982: Kayayı Delen İncir

           TOPLU ŞİİRLERİ:
  • 1981: Toplu Şiirler
  • 1984: Büyük Saat

        İNCELEME:
  • Bir Şiirden (1984)
  • Korkulu Ustalık (2009)

           



      NOT: Kabri Aşiyan Mezarlığı'nda bulunuyor. İstanbul'a gittiğimde mezarlıktan birkaç kez geçtim ve burada bulunduğunu unuttuğum için uğramadım maalesef. Ölümü beni çok üzen şairlerden ve kabrine uğramak isterdim. 
İstanbul'da Bebek ile Rumelihisarı arasındaki sırtlarda bulunan Aşiyan semtinde İstanbul Boğazı'na bakan mezarlık. 16. yüzyıldan itibaren Bebek ve Rumelihisar'ı mahallelerindeki Müslüman halkın defnedildiği bir mezarlıktır. Aşiyan, "kuş yuvası" anlamına gelmektedir. Mezarlıktan geçenler Fatiha okumayı unutmazsanız sevinirim :)

💫Bir not daha eklemek isterim. Edebi kişilik ve özel hayat birbirinden farklıdır, ikisinin birbirine karıştırılmaması gerekir diye düşünüyorum. Lütfen şairlerimizi yargılamadan önce edebi kişiliklerini de unutmayalım. Neler katmışlar? Ne gibi eserler vermişler bunları da araştırmayı unutmayalım!

☁️Turgut Uyar'ın en sevdiğim şiiri 'Göğe Bakalım.' Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Turgut Uyar hakkında neler biliyorsunuz? En sevdiğiniz şiir/ şiirleri neler? Edebi kişilik ve özel hayat birbirine karıştırılmalı mıdır? Eklemek istediklerinizi yorum kısmında belirtirseniz sevinirim. Sonraki bloglarda görüşmek üzere. Takipte kalın!

        





26 Ağustos 2021 Perşembe

MİLLİ MÜCADELE YILLARININ KADIN MOTİFİ

 

          KAHRAMAN KADIN HALİDE EDİP'İ                       TANIYOR  muyuz?

 ⚔️ Bugün 26 Ağustos. 99 yıl önce bugün, 26 Ağustos 1922 tarihinde, sabaha karşı saat 05.00'te Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa komutasında Kocatepe’den Yunan mevzilerine karşı topçu ateşiyle taarruza başladı.

⚔️Milliyet gazetesine yazan İstiklâl Harbi araştırmacısı ve gazeteci Cevdet Cantürk, Sakarya Muharebesi sırasında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’yı ileride Zafer Tepe adını alacak yerde gösteren 10 Eylül 1921 tarihli meşhur fotoğrafta sağ üst köşede görülen kişinin Halide Edip Adıvar olduğunu yazdı. Peki kimdir adını sıklıkla duyduğumuz bu meşhur kadın? Gelin birlikte tanıyalım!

          HAYATI:

⚔️Babası Ceyb-i Hümâyun Dairesi kâtiplerinden Selânikli Mehmed Edip Bey, annesi Bedrifam Hanım’dır. Küçük yaşta annesini kaybedince çocukluğu, ileride sanat hayatında önemli tesirleri görülecek olan anneannesinin evinde geçti ve ilk terbiyesini ondan aldı. Annesinin ölümünden sonra birkaç evlilik yapan babasının yanında ise Anglo-Sakson eğitimine tâbi tutuldu. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin ilk öğrencilerinden biri oldu. Ayrıca devrin tanınmış şahsiyetleri Şükrü Efendi’den Arapça, Rıza Tevfik’ten Türk edebiyatı ve felsefe, Sâlih Zeki’den de matematik dersleri aldı. Bu arada Fransızca ve mûsiki öğrendi.

⚔️İlk evliliğini, koleji bitirdikten sonra hocası Sâlih Zeki ile yaptı (1901) ve ondan iki oğlu oldu. Otuzbir Mart Vak‘ası üzerine çocuklarıyla birlikte Mısır’a kaçtı (1908); bir davet üzerine oradan İngiltere’ye gitti. Olaylar yatıştıktan sonra tekrar yurda döndü ve Dârülmuallimât’ta pedagoji öğretmenliğine tayin edildi (1909). 1911’de Sâlih Zeki’den ayrıldı. Bu sırada eğitim hizmetlerine ağırlık veren ve Türkiye’nin geleceğine şekil verecek çocukların iyi birer şahsiyet olarak yetişmeleri için önce kadının yetiştirilmesinin gerekli olduğunu savunan Halide Edip, ilk dönemde kaleme aldığı eserlerinde daha çok kadın ve çocuk eğitimi üzerinde durdu.
     
         
         
       

           
                            👆(ZAFER TEPESİ)  Halide Edip'in Türk'ün Ateşle İmtihanı kitabında yazdığı Mustafa Kemal Paşa’nın tepeden savaşı seyreden kendisini çağırarak, “Gelin Hanımefendi, harp ediyoruz! Dua Tepe’ye taarruz ediyoruz” dediği an tam da bu andı.

 ⚔️1926 yılından itibaren yurt dışında yaşadığı 14 sene boyunca verdiği konferanslar ve İngilizce olarak kaleme aldığı eserler sayesinde zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur.

⚔️İstanbul Üniversitesi’nde edebiyat profesörü olan Halide Edib, İngiliz Filoloji Kürsüsü Başkanlığı yapmış bir akademisyen; 1950’de girdiği TBMM’de ise milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir. I. TBMM hükûmetinde sağlık bakanı olan Adnan Adıvar’ın eşidir.      

      
       (HALİDE EDİP ve ADNAN ADIVAR)

        İLK EVLİLİĞİ ve ÇOCUKLARI:

⚔️Halide Edib, kolejin son sınıfında iken matematik öğretmeni olan Salih Zeki Bey ile okuldan mezun olduğu yıl evlendi. Eşi rasathane müdürü olduğu için evleri hep rasathane içinde oldu ve bu yaşam ona sıkıcı geldi.[5] Evliliğinin ilk yıllarında eşine Kamus-ı Riyaziyat adlı eserini yazmada yardımcı oldu, ünlü İngiliz matematikçilerin yaşam öykülerini Türkçeye çevirdi. Birkaç Sherlock Holmes hikâyesinin de çevirisini yaptı. Fransız yazar Emile Zola’nın yapıtlarına büyük ilgi duymaya başladı. Daha sonra ilgisi Shakespeare’e yöneldi ve Hamlet adlı yapıtının çevirisini yaptı. 1903 yılında ilk oğlu Ayetullah, bundan on altı ay sonra da ikinci oğlu Hasan Hikmetullah Togo dünyaya geldi. 1905 yılında gerçekleşen Japon-Rus Savaşı'nda Batı uygarlığının bir parçası sayılan Rusya'yı Japonların yenmesinin verdiği sevinçle oğluna Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Togo Heihachiro'nun ismini vermişti.
           

            YAZIN ALANI:

⚔️İlk yazılarında Halide Sâlih imzasını kullanan Halide Edip, 1897’de John Abat’tan yaptığı Mâder (İstanbul 1314) adlı tercüme ve daha sonra Tanin (1324-1341) gazetesinde yayımladığı yazılarla adını duyurmuştur. Ferdî aşk temi ile modern tiplerin ön planda olduğu ilk eserlerinde daha çok kadınların yetiştirilmesi ve kadın psikolojisi üzerinde durmuş, zamanla kazandığı tecrübeler ve Millî Mücadele yıllarında Anadolu insanını tanıması, sosyal meselelere yönelmesine sebep olmuştur. Bununla birlikte Yeni Turan gibi ideolojik, Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye gibi yer yer “belgesel” denilebilecek romanlar da yazmış, Sinekli Bakkal ile töre romanlarına yönelmiştir. Dağa Çıkan Kurt adıyla yayımladığı hikâyelerinde ise I. Dünya Savaşı’nı işlemiştir. Kendisine has bir üslûba sahip olan Halide Edip’in eserleri, bilhassa cümle yapısı bakımından devrinde çok tenkit edilmiştir. Bütün romanlarında kadın kahramanlar daha canlı ve kudretli olup yazarın kendisinden de izler taşımaktadır.
⚔️1909'da İstanbul'a geri döndü, siyasi içerikli yazıların yanı sıra edebi yazılar da yayımlamaya başladı. Heyyula ve Raik'in Annesi adlı romanları basıldı. Bu arada kız öğretmen okullarında öğretmenlik ile vakıf okullarında müfettişlik görevlerinde bulundu. İleride yazacağı Sinekli Bakkal adlı ünlü romanı, bu görevler gereği İstanbul’un eski ve arka mahallelerini tanıması sayesinde ortaya çıkmıştı.
⚔️Eşi Salih Zeki Bey'in ikinci bir kadınla evlenmek istemesi üzerine ondan 1910 yılında boşandı ve artık yazılarında Halide Salih yerine Halide Edib adını kullanmaya başladı. Aynı yıl Seviyye Talip romanını yayımladı. Bu roman, bir kadının kocasını terk ederek sevdiği erkekle yaşayışını anlatır ve feminist bir eser olarak değerlendirilir. Basıldığı dönemde birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Halide Edib, 1911 yılında ikinci kez İngiltere'ye gidip kısa bir süre orada bulundu. Yurda döndüğünde Balkan Savaşı başlamıştı.
⚔️1928’de The Clown and His Daughter (Meddah ve Kızı) adıyla İngilizce olarak yazılan, 1942’de CHP Roman Mükâfatı’nı kazanan Sinekli Bakkal, Türk edebiyatının en çok okunan romanlarından biri olmuştur. II. Abdülhamid dönemi İstanbul’unun çeşitli kesimlerinin canlandırıldığı eserde, Doğu ile Batı’nın birbirine göre üstünlükleri esas hareket noktası olarak alınmış ve olaylar bu eksen etrafında geliştirilmiştir.

                       BALKAN SAVAŞI YILLARI:

 ⚔️Balkan Savaşı yıllarında kadınlar toplum yaşamında daha aktif rol almaya başlamışlardı. Halide Edib de bu yıllarda Teali-i Nisvan Cemiyeti’nin (Kadınları Yükseltme Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve yardım işlerinde çalıştı. Bu dönemde genç yaşta ölen arkadaşı ressam Müfide Kadri'nin hayatından esinlenerek Son Eseri adlı aşk romanını kaleme aldı.[7] Öğretmenlik mesleğinin içinde olduğundan eğitim ile ilgili bir kitap yazmaya yöneldi ve Amerikalı düşünür ve eğitimci Herman Harrell Horne'un "The Psychological Principle of Education" (Eğitimin Psikolojik Temeli) adlı eserinden yararlanarak Talim ve Edebiyat adlı kitabı yazdı.[1] Aynı dönemde Türk Ocağı içinde Ziya GökalpYusuf AkçuraAhmet AğaoğluHamdullah Suphi gibi yazarlarla tanıştı. Bu kişilerle dostluğu sonucu Turancılık fikrini benimseyen Halide Edib, bu düşüncenin etkisiyle Yeni Turan adlı eserini yazdı. 1911'de Harap Mabetler ve Handan isimli romanları yayımlandı.
      
       

     MİLLİ MÜCADELE YILLARI:

⚔️Halide Edib, İstanbul'a döndükten sonra Darülfünun'da Batı edebiyatı okutmaya başladı. Türk Ocakları'nda çalıştı. Rusya'daki Narodnikler (Halka Doğru) hareketinden esinlendi[10] ve Türk Ocakları içindeki küçük bir grubun Anadolu'ya uygarlık götürmek amacıyla kurduğu Köycüler Cemiyeti'nin reisi oldu. İzmir'in işgalinden sonra "millî mücadele" en önemli işi hâline geldi. Karakol adlı gizli örgüte girerek Anadolu’ya silah kaçırma işinde rol aldı. Vakit Gazetesi'nin sürekli yazarı, M. Zekeriya ve eşi Sabiha Hanım'ın çıkarttıkları Büyük Mecmua'nın başyazarı oldu.

Millî Mücadele taraftarı aydınların bir kısmı işgalcilere karşı ABD ile işbirliği yapma düşüncesindeydi. Halide Edib bu düşüncedeki Refik HalitAhmet EminYunus NadiAli KemalCelal Nuri gibi aydınlarla 14 Ocak 1919'da Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı.[11] Cemiyet, iki ay sonra kapandı. Halide Hanım, Amerikan mandası tezini Sivas Kongresi hazırlıklarını sürdürmekte olan Millî Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal'e yazdığı 10 Ağustos 1919 tarihli bir mektupla açıkladı.[12] Ancak bu tez kongrede uzun uzun tartışılacak ve reddedilecekti. Yıllar sonra Mustafa Kemal Nutuk adlı eserinde "Amerikan Mandası için Propogandalar" başlığı altında Arif Bey, Selahattin Bey, Ali Fuat Paşa ile telgraf görüşmeleri yanında Halide Edib'in mektubuna da[13] yer vermiş ve mandaterliği eleştirmiştir.

Yıllar sonra Halide Edib Türkiye'ye geri döndüğünde verdiği bir röportajında Millî Mücadele için "Mustafa Kemal Paşa haklıymış!" demiştir.

    İSTANBUL MİTİNGLERİ:

⚔️15 Mayıs 1919 günü İzmir’i Yunanların işgal etmesi üzerine İstanbul’da ardı ardına protesto mitingleri düzenlenmekteydi. İyi bir hatip olan Halide Edib, 19 Mayıs 1919 günü Asri Kadınlar Birliği’nin düzenlediği ve kadın hatiplerin de konuşmacı olduğu ilk açık hava mitingi olan Fatih Mitingi’nde kürsüye çıkan ilk konuşmacıydı, attığı nutuk ile belleklerde büyük iz bıraktı. 20 Mayıs’ta Üsküdar mitingi, 22 Mayıs’ta Kadıköy mitingine katıldı. Bunları Halide Edib’in başkahramanı haline geldiği Sultanahmet mitingi izledi. Önceden hazırlanmadan ve yazmadan yaptığı konuşmada sarf ettiği “Milletler dostumuz, hükûmetler düşmanımızdır.” cümlesi bir vecize halini aldı.

⚔️İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal ettiler. Hakkında idam emri çıkardıkları ilk kişiler arasında Halide Edib ve eşi Dr. Adnan da vardı. 24 Mayıs’ta padişah tarafından onaylanan kararda idama mahkûm edilen ilk 6 kişi Mustafa KemalKara VasıfAli Fuat PaşaAhmet RüstemDr. Adnan ve Halide Edib idi.

          


KURTULUŞ SAVAŞI SONRASI:

⚔️Halide Edib, cumhuriyetin ilanından sonra Akşam, Vakit ve İkdam gazetelerinde yazdı. Bu arada Cumhuriyet Halk Fırkası ve Mustafa Kemal Paşa ile siyasi fikir ayrılıkları yaşadı. Eşi Adnan Adıvar'ın Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşunda yer alması sonucu iktidar çevresinden uzaklaştılar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılıp Takrir-i Sükun kanununun kabul edilmesiyle tek parti dönemi başlayınca, kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrılmak zorunda kalarak İngiltere'ye gitti. 1939 yılına kadar 14 yıl boyunca yurt dışında yaşadı. Bu sürenin 4 yılı İngiltere'de, 10 yılı da Fransa'da geçti.
 
⚔️Halide Edib, yurt dışında yaşadığı dönemde kitap yazmayı sürdürdüğü gibi Türk kültürünü dünya kamuoyuna tanıtmak amacıyla pek çok yerde konferanslar verdi. İngiltere'de CambridgeOxford; Fransa'da Sorbonne üniversitelerinde konuşmacı oldu. İki defa Amerika Birleşik Devletleri'ne, bir defa da Hindistan'a davet edilerek gitti. 1928 yılında ABD'ye ilk gidişinde Williamstown Siyaset Enstitüsü'nde yuvarlak masa konferansına başkanlık yapan ilk kadın olarak büyük ilgi çekti. Artık ABD'de yaşamakta olan oğullarını, Anadolu'da Millî Mücadele'ye katılmak için onlardan ayrılışından 9 yıl sonra ilk defa bu gezi sırasında tekrar görebildi. 1932 yılında Columbia Üniversitesi College Of Barnard'dan gelen çağrı üzerine ikinci kez ABD'ye gitti ve ilk gidişindeki gibi seri konferanslarla ülkeyi dolaştı. YaleIllinoisMichigan üniversitelerinde konferanslar verdi. Bu konferansların sonucu olarak Türkiye Batıya Bakıyor adlı eseri ortaya çıktı.[1] 1935 yılında İslam üniversitesi Jamia Milia'yı kurmak için açılan kampanyaya katılmak üzere Hindistan'a çağrıldığında DelhiKalkütaBenaresHaydarabadAligarhLahor ve Peşaver üniversitelerinde dersler verdi. Konferanslarını bir kitapta topladı, ayrıca Hindistan izlenimlerini içeren bir kitap yazdı.

⚔️1939'da İstanbul'a döndü ve 1940 yılında İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurmakla görevlendirildi, kürsünün 10 yıl başkanlığını yürüttü. Shakespeare hakkında verdiği açılış dersi büyük yankı uyandırdı.


⚔️1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili olarak TBMM'ye girdi ve bağımsız milletvekili olarak görev aldı. 5 Ocak 1954 günü Cumhuriyet Gazetesi'nde Siyasi Vedaname başlıklı bir yazı yayımlayarak bu görevinden ayrıldı ve tekrar üniversitede görev aldı. 1955'te eşi Adnan Bey'in kaybı ile sarsıldı.


⚔️Halide Edib Adıvar, 9 Ocak 1964 tarihinde İstanbul'da 80 yaşındayken böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Cenazesi, Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.
        
                   
             ESERLERİ:
    Roman:
  • Heyula (1908)
  • Raik'in Annesi (1909)
  • Seviye Talip (1910)
  • Handan (1912)
  • Yeni Turan (1912)
  • Son Eseri (1913)
  • Mev'ud Hüküm (1918)
  • Ateşten Gömlek (1923)
  • Vurun Kahpeye (1923)
  • Kalp Ağrısı (1924)
  • Zeyno'nun Oğlu (1928)
  • Sinekli Bakkal (1936)
  • Yolpalas Cinayeti (1937)
  • Tatarcık (1939)
  • Sonsuz Panayır (1946)
  • Döner Ayna (1954)
  • Akile Hanım Sokağı (1958)
  • Kerim Ustanın Oğlu (1958)
  • Sevda Sokağı Komedyası (1959)
  • Çaresaz (1961)
  • Hayat Parçaları (1963)
     Öykü:
  • İzmir'den Bursa'ya (Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Mehmet Asım Us ile birlikte, 1922)
  • Harap Mabetler (1911)
  • Dağa Çıkan Kurt (1922)
           Tiyatro:
  • Kenan Çobanları (1916)
  • Maske ve Ruh (1945)
    ANI:

⚔️Bir blogun daha sonuna geldik. Eklemek istediklerinizi yorum kısmında belirtebilirsiniz. Takipte kalmayı unutmayın!


Davran Ruhunun Sesine Vur Serenad'ı Beline! 🎼 🎵 🎹

          🎻 İNCEDEN İNCEYE SERENAD İNCELEMESİ 🎸 ''Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nas...