23 Eylül 2021 Perşembe

10❌10➕1=101

 

                         101 KERE AŞK


🌹Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük.'' demiş şairimiz Cemal Süreya. Peki eskiden bu kadar saf sevgi varken şimdi ne değişmiş olabilir? Yeterince güzel veya yakışıklı mı değiliz? ''Aşk'' tanımının kriterleri nedir ya da olmalı mıdır?

🌹Lise çağlarımızda hormonlar baya hareketlidir, sürekli bir ilgi ve beğeni halindeyizdir. Sevmek, sevilmek isteriz ve kovalamacayı bırakmayız değil mi? Aşık olur ya da olduğumuzu sanırız. Peki aşk uğruna her şeyi yapan gençleri gelin hep beraber tanıyalım!

                 AŞK 101

KONUSU: Liseli dört genç okuldan atılmamak için en sevdikleri öğretmenlerini basketbol hocasına âşık etmeye çalışırlar ve bu süreçte kendileri aşkı bulur.

🌹Evet, listemize cuk diye oturan ve ağızdan ağıza dolaşan Aşk 101 dizisini inceliyoruz! Dizi, 90 lar atmosferinde geçiyor ve başkarakterlerini 5 liseli genç oluşturuyor: Eda, Kerem, Sinan, Osman ve Işık. Bu gençlerimiz biraz farklı. Okulu yakıp yıkan tiplerden :) ama özünde iyi olanlardan. Düzene başkaldırıp kendi doğrularıyla hareket ediyorlar ve diğer durumları pek önemsemiyorlar.

           



        
         


🌹Dizi, uygunsuz içerikleri nedeniyle biraz eleştirilse de konuyu işleyiş şekli ve 90 ları sezdirmesi sebebiyle sevdiğimi söyleyebilirim. Karakterlerin liseli ergenleri yansıtması ayrı bir hoşluk katmış. 1 sezon 8 bölümden oluşuyor ve dizi sitelerinde yorumlar baya olumlu yönde. 2.sezon 30 Eylül'de geleceği için bir solukta bitirmek istemedim ve yayarak seyrettim. (2 kez izledim ve her izleyişimde farklı tat aldım.)

🌹Eda; asi, dışarıdan insanlara güzel ve havalı görünmeye çalışan, grubun havalı tipi. Hayalleri peşinde koşma yolunda engellere takılıyor ve yolunu farklı yönde çiziyor. Yani anlayacağınız kendini ergenliğe adamış ve bu yolda grubun elebaşısı olmaya karar vermiş.

Kerem; sinirli ve agresif olması bir numaralı özelliği. Ailevi ilişkileri nedeniyle -babasının ondan beklentileri ve ona fazla yüklenmesi- kendini bu şekilde ifade ediyor. Aşk konusunda kararsız biri.

Osman; grubun neşesi. Düşünürken fındık yemesi harika bir detay :) çok girişimci, akıllı ve biraz da kurnaz. Bence grubu en iyi idare eden kişi fındık kurdu Osman.

Sinan; felsefe kurdu. Zaman ve mekân fark etmeksizin olaylara felsefe çerçevesinden bakıyor. Aile sevgisinden yoksun olduğu ve yalnız yaşadığı için soğuk ve duygusuz biri.

Işık; sevimli, hayat dolu ve capcanlı bir kız ama Edalar'ın grubuna katıldığından beri arka planda kaldığını söyleyebilirim.

🌹Diziyi genel anlamda beğendim ve 2.sezon fragmanını sabırsızlıkla bekliyorum. İzlemeyenler listelerine ekleyebilir. Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalın!

15 Eylül 2021 Çarşamba

TANRILARIN ŞAFAĞI

 

                ''BABA OLMAYI BECEREMEYENLER, TANRI OLMAYI DA BECEREMEZLER.''


🔱Toprak Ana çelikten bir tırpan yaptı Kronos'a. Güneşte ateş gibi yanan, dokunduğu her nesneyi ortadan ikiye ayıran. Uzattı oğluna, ''Al bunu.'' diye emrettti. ''Al bunu ve yen onu. Babasının gölgesinde yaşayan çocuklar asla büyüyemezler. Babasına muhtaç olanlar hiçbir zaman özgür olamazlar. Babalarının merhametine sığınan oğulların yaşamaya hakları yoktur.''

🔱Alıntımızdan da anlaşılacağı üzere bugün Ahmet Ümit'in yeni kitabı çok çok konuşulan, okunma sayısı 1.sırada olan Kayıp Tanrılar Ülkesi'ni konuşuyoruz. (Kendisi en sevdiğim yazardır, çok saygı duyuyorum. 3-4 kez tanışma imkanımız oldu, çok samimi biri :) Tanışma imkânınız yoksa bile kitaplarını okuyarak onunla bağ kurabilirsiniz. :) Sonraki yazılarımda nasıl tanıştım, hangi kitaplarını okudum diye bilgi verebilirim.) 

🔱Büyük bir Ahmet Ümit hayranı olarak kitapları çıkar çıkmaz fuardan alıyordum fakat pandemi araya girince bu mümkün olmadı ama tabi ki kitapçılardan elde etme imkânım oldu. -15 Haziran'da piyasaya sürüldü, 28 Ağustos'ta kucaklaşma fırsatını yakaladım.- Bu kitabının diğerlerinden farklı olacağını biliyordum. Ahmet Ümit'i bilmeyenler için kısaca kendisinin polisiye yazarı olduğunu söylemek isterim. Diğer kitaplarında elbette gerilim-cinayet konuları yoğunluktaydı, bazı kitaplarında tarihten esintiler vardı fakat bu kitap gerçekten bambaşkaydı. Mitoloji, tarih, gerilim, korku, cinayet iç içe. Yazarın mitolojiden yararlandığı ilk kitabı ve gayet başarılı. (Yunan mitolojisine ilgi duyan biri olarak bu kitabı okuduğum için çok şanslıydım.)





🔱Kitabın konusu şu şekilde : Babasız kaldığından beri yaşadıkları yüzünden ölen babasını suçlar ve onunla hesaplaşmak için Tanrıların Evi Olimpos (Olympos) dağına çıkmaya çalışır. Tanrıların kayıp evi/ülkesine gidebilmek için her şeyi yapmaya hazır, geçmiş travmalarından kurtulamamış bir insanın yaşadıklarını anlatır. Toplam 12 bölüm 502 sayfadan oluşuyor. Bölümleri 2 kısma ayrılmış şekilde. İlk kısmı tanrılar arasında geçen çekişmeler, titanlar, devler bölümü, diğer kısımsa zaten kitabın devamı şeklinde. Hem mitoloji bilgilerimi pekiştirdim, hem Berlin sokaklarından Bergama'ya uzanan maceraya tanık oldum, hem dönemin Almanyası'nı öğrendim (Berlin duvarı yıkılmadan önce/ yıkıldıktan sonra) hem de katilin ruh halini adım adım takip ettim.

🔱Ahmet Ümit'in sıkı takipçisi olanlar veya birkaç eserini okuyanlar nasıl yazdığına âşinadır ama bilmeyenlere şunu söyleyebilirim ki yazarın her zaman akıcı bir dili, sürükleyici bir kalemi var ve genellikle katili bulmamızı biraz daha zorlaştırmak için kişilerden kişilere atlıyor. Yani mesela kurban bulunduktan sonra başkomiserler, yardımcılar çevreyle çok çabuk bağlantı kuruyor, işlerini titizlikle yapıyorlar ve dediğim gibi ölen kişinin yakınlarını hemen tanıyoruz. Kişileri tanıdıkça katil acaba bu mu derken diğerine kayıyoruz -e bu da yazarın usta kalemi sayesinde- olaylar çok hızlı gelişiyor. (Tabi ki çok fazla kitabını okuduğum için bu romanında katili buldum :) )

🔱Birkaç adım sonra siyahi bir İsa resmi çıktı karşılarına. Teni çikolata gibi tatlı bir kahverengi ama gözleri bulutsuz bir gökyüzü gibi maviydi. (Gerçekten kitapta en beğendiğim cümle buydu, bu yüzden alıntılamak istedim. Ayrıca yazarın betimlemelerinin çok iyi olduğunu belirtmeyi unutmuşum.)

          


🔱Söylemek istediklerim bu kadardı. Kitabı okuyanlar yorumlarda belirtebilir. Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalın.

14 Eylül 2021 Salı

SU GİBİ

 

           DİLİMİZİ NASIL GELİŞTİRİRİZ?


👅Dil öğrenmenin birçok zorunluluğu ve yararı vardır: Öğrencilik hayatımızı kolaylaştırır, bakış açımızı geliştirir, hafızamızı güçlendirir, iş bulma konusunda avantaj sağlar, kendimize güvenimiz artar, kültürleri daha yakından tanır ve yeni arkadaşlıklara yelken açarız.

👅Ülkemizde artık İngilizce bilmeyeni dövüyorlar gibi bir durum da oluşmadı değil :) Marketlerimizin/pazarlarımızın, hatta sokak boyu yürüdüğümüz caddelerimizin ismi bile İngilizceye dönüşmüşken biz neden hâlâ İngilizceye hâkim olmaya çalışmıyoruz? (Okullarda verilen eğitimin yeterli olmadığı zamanlar bırakıp kaçanlardan mısınız? Yoksa sonuna kadar gidenlerden mi? Gelin İngilizceyi veya herhangi bir dili -daha çok İngilizceden ilerlemek istedim-nasıl geliştiririz diye göz atalım! )

👅Dil öğrenmek/geliştirmek istiyorum deyip ama hiçbir şey yapmadan oturup vahiy bekleyenlerdenseniz siz o dili zaten öğrenemezsiniz. Bir şekilde harekete geçmelisiniz. Diyelim harekete geçtiniz, dili öğrenmeye çok heveslisiniz, sürekli çalışıyorsunuz ama su gibi konuşmak istiyorsunuz. Peki bu mümkün mü? (Bu konuya birazdan zaten değineceğim. Ben neler yaptım ondan bahsetmek istiyorum biraz.)

👅Ben başlangıç (A1) seviyesinde olduğumu test ettim. İnternette seviyenizi ölçen testler var, oradan önce seviyenizi belirlemenizi şiddetle tavsiye ederim. İleri seviyede olduğunu düşünen biri belki bir tık daha geride olabilir vs. İlk olarak seviyenizi tam olarak tespit etmek nereden başlayacağınızı netleştirir. Ben de A1 seviyesinde olduğumu öğrenince moral düşüklüğü yaşadım -sonuçta her sene aynı konuları, zamanları işliyorduk- ama çalışarak üstesinden geldim. (Moral bozulacak bir durum olmadığını çalışınca ilerleyerek göreceksiniz.) Seviyemi tespit ettikten sonra youtubedan dinleyeceğim kanalları bulmaya çalıştım. Kelime bilgisini bir şekilde ezber yaparak öğrenebilirsiniz ama grammer (dil bilgisi) kısmında geriyseniz akıcı konuşmak için kelimeleri nasıl bir araya getireceğinizi bilemezsiniz. (Çoğunluk gibi anlıyorum ama konuşamıyorum mevzusundan muzdariptim :) ) 

👅Bahar Şahin kanalını keşfettim. Zaten sıfırdan İngilizce diye ararsanız karşınıza çıkar youtubeda. (Çalışmak isteyenler için linki: https://www.youtube.com/watch?v=yp_8dy0XerA&list=PLXmdJEevEVru_bHMLbHUjRniwIT2Ez0Gl)  -Bana çok faydası oldu, buradan teşekkürlerimi sunmak isterim.- İlk baş sıfırdan tanışma, selamlaşma gibi ifadelerle başlıyorsunuz ve bu sizin öz güveninizi geliştiriyor. Çünkü bunları zaten gördük, kolay deyip insana bir rahatlama geliyor. - En baştan dersleri planlayın ve sakın kolay diye atlamayın!- Düzenli bir şekilde ilerlerseniz geliştiğinizi anlayacaksınız. Ben aslında hırs yaparak başladım. Üniversitenin ilk senesi online idi ve seviye belirleme sınavı olduğunda sorular kolay olmasına rağmen yapamamam durumunda hem üzüldüm, hem kendime kızdım ve hem de üzerine gitmeye karar verdim. Böylelikle dediğim kanaldan dersleri planlayarak çalışmaya başladım. (Grammer konuları ağırlıkta ve her dersin sonunda 'Today's Idiom ' -günün deyimi-  ve 'English Expressions' -sık kullanılan ifadeler- kısmının olması en güzel ve faydalı kısmıydı. (Programı kendinize göre ayarlarsanız harika olur. Oynatma listeleri A1, A2 diye seviyelere göre ayrılmış durumda ve düzenleyip çalışmak sizin elinizde. Defter tutmak çok önemli. Tıpkı dersteymişsiniz gibi düşünüp not alırsanız ve günlük tekrarınızı yaparsanız harika olur. Ben bu şekilde ilerledim. A1 den başladım ve notlarımı tutup tekrarımı yaptım.)

👅Başlangıç seviyesi dizileri bulup izledim -tabi konusuna bakarak- ( The 100, Under The Dome. The 100 yarım bıraktım :( ) İlk baş İngilizce altyazılı, sonra Türkçe altyazılı en son da altyazısız izleyebilirsiniz. Uzun sezonlu dizileri izlemeye üşeniyorsanız çizgi filmlerden/animasyonlardan da başlayabilirsiniz. (https://www.fluentu.com/blog/english-tur/ingilizce-ogrenmek-icin-cizgi-film/) Çizgi film izlemenin dil öğrenmedeki etkisinin daha yüksek olduğunu duymuştum. Bir de sürekli İngilizce şarkılar dinledim ve bir şekilde A2 ye yükseldiğimi fark ettim.

NOT: Çizgi filmler sadece çocuklara özel değildir!


       

👅Dili en rahat konuşarak ve yabancı arkadaşlarla pratik yaparak öğrenirsiniz. Yabancı arkadaş bulma imkânınız yoksa konuşmak için ailenizden/arkadaşlarınızdan birini de seçebilirsiniz. Basit konuşmalarla  başlayıp her gün pratik yaparak ilerleyebilirsiniz. (mmmEnglish kanalından Imitation Technique izleyip tekrar ederseniz faydasını göreceksiniz.)

👅'Dile maruz kalmak' diye bir kalıp vardır duymuşsunuzdur. Hayatınızın her evresini İngilizce (farklı dil öğrenmek isteyen o dilde yapsın) yapmaya çalışın. Herkesten İngilizce konuşmasını isteyin, Türkçe konuşmayı yasaklayabilirsiniz bir süreliğine :) (Podcast dinleyebilirsiniz youtube veya spotify üzerinden)

👅Türkçe cümleleri kendiniz İngilizceye çevirmeye çalışın. Kısa kısa hikâyeler yazabilirsiniz. 

👅Oyun oynayarak daha kolay şekilde öğrenebilirsiniz. Zorunluluktan değil de eğlenceli hale getirip öğrenirseniz anlamlı olabilir.

👅Voscreen uygulamasını kullanabilirsiniz veya çeşitli uygulamalar edinip oyun üzerinden öğrenebilirsiniz. Bir de kararlı olup sakın pes etmeyin!
       


👅Şimdilik aklıma gelen bunlardı. Tavsiyelerinizi ve görüşlerinizi yorumlarda belirtebilirsiniz. Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalın :)

12 Eylül 2021 Pazar

PARİS RÜYALARI

 

                HAYALLERİM HANGİ                                           ŞEHİRDE?  


☂️Hayallerimiz uçup giderken biz de öylece durup el sallamak istemeyiz değil mi? Koşup onları yakalamak uğruna gerekirse bir trenin altında kalmaya bile razı olabiliriz :) Belki bir şemsiye açar ve hayallerimizin teker teker bir yağmur damlası gibi şemsiyemize akmasını seyrederiz.

☂️Peki ya hayallerimiz kilometrelerce ötedeki bir şehirde/ülkede ise (Mesela Paris'te) o zaman biletleri alıp uçar mıyız? Yoksa maddi durumumuzu düşündükçe karalar bağlayıp hayallerimizin kucağımıza üşüşmesini mi bekleriz? 1.seçeneği seçtiğinizi duyar gibiyim. O zaman şimdiden tebrikler! Artık rüyalarınız 3.479,8 km ötedeki Paris sokaklarında. 

☂️Sizler gibi yolu Paris'e düşen biri daha var: EMİLY fakat Emily'nin durumu biraz farklı. O zaman gelin hep beraber göz atalım!

  EMİLY İN PARİS DİZİSİ İNCELEME :

Konusu: İş fırsatı için Paris'e taşınan pazarlama firmasından Emily'nin yaşadığı kültür çatışmasını anlatıyor. Emily, Fransız pazarlama firmasına Amerikan bakış açısı getirmekle sorumludur.

🗼Evet konusunda da bahsettiğim gibi Emily pazarlama firmasından sorumlu, üstelik işini çok iyi yapan girişimci bir kız. Ürünleri çok iyi tanıtıp pazarlıyor ve müşterileri ikna etme kabiliyeti yüksek biri. Pazarlama işi de bunu gerektirse gerek.

🗼Emily'nin yolculuğu ise bizim Paris'e sıkışan rüyalarımızdan farklı. Her şey Emily ile iş arkadaşı Madeline arasında geçen konuşmayla başlıyor. Madeline Paris'e gidemeyeceğini söyleyip Emily'yi gönderiyor, çünkü Madeline hamile. Böylece Emily dilini bile bilmediği Paris'te Amerikan biri olarak kültür çatışması yaşıyor.

🗼Emily çok sıcakkanlı, girişken, insanlarla arası çok iyi olan, arkadaş canlısı, hayat dolu bir kız. Paris'e dilini bile bilmeden gidecek kadar kendine güvenmesi hayran olunmayacak gibi değil. Ayrıca çalıştığı iş yerinde patronu tarafından sevilmemesi ama ona rağmen yılmadan işini sonuna kadar yapıp bir sürü markalardan teklif almayı başarması da takdire şayan. Dediğim gibi aslında çok sevimli bir kız. Üstelik ilk günden arkadaş edinmesi sayesinde kendini biraz daha adapte olmuş hissetmedi desek yalan olur. Gün geçtikçe iş arkadaşları da onu sevdi ve sahiplendi. 
-patronu hariç-

🗼Dizi 1 sezon ve 10 bölümden oluşuyor. Bölümler yaklaşık 30 dakikalık. IMDB'si çok yüksek olmasa da gerçekten güzel bir diziydi. Özellikle EMİLY'nin yaşadığı her ana şahit olmak çok keyifliydi. Fransızlar tarafından çok eleştirilmiş fakat 2.sezon bekleniyor.








🗼Erkek arkadaşlarıyla günlük ilişkiler yaşaması kısmını beğenmesem de genel anlamda içeriği güzel bir diziydi. İzlemeyenler listelerine ekleyebilir. Bugünlük aktarmak istediklerim bunlardı. Bir gün yolunuzun Paris sokaklarına düşmesi dileğiyle! Takipte kalın :)

11 Eylül 2021 Cumartesi

SİHİRLİ DÜNYALAR 🎩

 

            NE KİTAPSIZ NE AYRAÇSIZ


🧙 Uzuuun bir maratonun sonunda sizce de kahve molası vermeyi hak etmiyor muyuz? Tabi bu süre içerisinde ne kitapsız ne ayraçsız kalmayalım diye sizlere kitap önerisiyle geldim.

🧙Elbette kitap tutkunları olduğu kadar kitaba hiç yanaşmayan, onlardan çekinen yahut okumak istiyorum ama nereden başlasam? diye düşünenler vardır. Okumak isteyip de nereden başlayacağını bilemeyenler için harika kitap önerileriyle geldim! Umarım keyif alırsınız.

1) Küçük Prens : "Güle güle!" dedi tilki. "İşte benim sırrım, çok basit: İnsan iyi ve doğru olanı ancak yüreğiyle görebilir. Gözler gerçeği göremez." 


🤴Sık sık alıntıların yapıldığı, dilden dile konuşulan hatta efsaneleşen Küçük Prens kitabını duymayan yoktur! Üstelik konusu, içeriği ve akıcı dili sayesinde yetişkinlerin ve çocukların rahatlıkla okuyabileceği bir kitap.

🤴Kendi dünyasında tek bir gülle yaşayan Küçük Prens'in başka galaksileri gezmesi için gülünü bırakıp yolculuk yapmasını anlatıyor. Aslında bu kitapta küçük bir çocuğun gözünden yetişkinlerin dünyası aktarılıyor. Siz de bu kitaba başladığınızda eminim ki çok sevecek ve Prensimizin dünyasını bırakamayacaksınız! 




2) SATRANÇ : Hikâye New York'tan Buenos Aires'e yolculuk yapan bir deniz vapurunda yaşanır. Bir grup yolcu gemideki kurgusal satranç şampiyonu Mirko Czentovic'i partiye davet eder. İlk partiyi beklendiği gibi rahatlıkla şampiyon kazanır. ... Kitaptaki kaydedilmiş oyunları satranç tahtası olmadan kendi kafasında oynamaya başlar.


♟️Satranç tutkunları için harika bir kitap! Tabi ki herkesin okuyup anlayabileceği şekilde yazılan ince bir hikâye kitabı. Satrancı kendi kafasından oynaması The Queen's Gambit dizisini hatırlattı.

NOT: Stefan Zweig'in her kitabından keyif alabileceğinizi düşünüyorum. Roman okumayı sevmeyenler/üşenenler Zweig ile başlayabilirler. Kitapları çok ince ve kısa. Tabi ki kısalığına aldanmayın, size hitap eden konuları seçmeye çalışın :)
              




3)  HAYVAN ÇİFTLİĞİ: Hayvan Çiftliği'nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.

🧙Ne kitapsız ne ayraçsız kalmayalım!
🧙Önerilerim şimdilik bu kadardı. İleride daha uzun öneriler gelecek. Takipte kalın :)

9 Eylül 2021 Perşembe

MİLYONERE KATILSAK MİLYONER OLUR MUYUZ?

 

 KİM MİLYONER OLMAK İSTER YARIŞMASINDA BİR MİLYON ALMAK NEDEN  ZOR?


💸''Dünyanın en çok izlenen ve en çok kazandıran bilgi ve kültür yarışması kim milyoner olmak istere hoş geldiniz!'' şeklinde Kenan İmirzalıoğlu'nun sunumuyla başlıyor yarışma atv ekranlarında. Sanırım yarışmayı bilmeyen yoktur. Gelin  kimler milyoner olmuş diye bakmadan önce yarışmanın kısaca geçmişine göz atalım!

💸 2012-2013 yıllarında Show Tv'de 'Kim Beş Yüz Bin İster?' adıyla Kenan Işık tarafından sunuldu. Sonra sunuculuğunu Haluk Bilginer yapmıştır. (Ses tonuna bayıldığımız oyuncu)  Ardından Star Tv'de Kenan Işık Sunumuyla 'Kim Bir Milyon İster? ' adını almış ve sonra sunuculuğunu tekrar Kenan İmirzalıoğlu yapmaya başlamıştır. Sonra da sırasıyla Selçuk Yöntem, Murat Yıldırım ve en son Kenan İmirzalıoğlu sunuculuğa devam etmektedir.

           

                      



                 


 💸Yeni sistemden kısaca bahsedersek toplam 12 soru var ve tabi ki pandeminin yazın daha durgun hâle gelmesiyle seyirciler yine bizimle beraber. (Yarışmayı güzel kılan şey her zaman budur.) Yine ilk iki sorudan elenip caps olurum diye korkan yarışmacılar var elbet :) -bu da yarışmanın değişmeyen tek olayı- 2.soru ilk baraj sorusu ve 1.000 tl değerinde. 2.baraj sorusuysa 7.soru ve 15.000 tl değerinde. Yarışmacılar bu soruyu bilmeden önce 3 joker hakkına sahipler: Seyirci jokeri, telefon jokeri ve yarı yarıya joker hakkı. 2.barajı geçenler çift cevap joker hakkı kazanıyor. ( 4-5 ay kadar öncesi yarışmayı izlediğimde pandemiden dolayı seyirci yoktu ve seyirci jokeri yerine uzmana sor jokeri vardı. Bu jokerde Arda Ayten yarışmacılara eşlik etti. Biliyorsunuz kendisi 1 milyonluk soruyu da bilip parayı kazanan yarışmacı. -birazcık spoiler oldu ama olsun- yeni bölümlerindeyse telefon jokeri yine var ama Türk Telekom jokeri diye geçiyor.)

💸2019 yılında 19 yaşındaki Arda Ayten 1 milyonluk soruya da doğru cevap vererek hak ettiği parayı aldı. Kendisi tıp öğrencisi ve kitap okumayı çok seviyor. (28 seri nolu Veraset ve İntikal Vergisi Tebliğinde yer alan hükümlere göre, Arda Ayten’in Kim milyoner olmak ister? yarışmasında kazandığı 1 milyonluk ödülün VİV kapsamında yaklaşık yüzde 20’lik bir dilimi vergi olarak kesilecek.)



 💸2013 yılındaysa Galatasaray Üniversitesi Radyo Sinema öğrencisi Şeyma Özin 1 milyonluk soruya kadar gelip elenmişti :( Soru şu şekildeydi : Heredot'un yazdığı Mısır firavunun dilin köken deneyinde, doğunca çobana verilerek kapatılan, o dahil kimseyle konuşturulmayan çocuğun ilk konuştuğu cümle nedir?

A) Ver B) Anne C) Ekmek D) Su

          


💸Peki siz yarışmaya başvurdunuz mu veya katılmayı düşünüyor musunuz? Sizce neden herkes milyoner olamıyor? Sorular zor mu? Siz olsanız soruyu nasıl cevaplardınız? (Şeyma Özin'in 1 milyonluk sorusunu) Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalmayı unutmayın :)

7 Eylül 2021 Salı

ANNE ELİ DEĞMİŞ GİBİ

 

                        KİMİN ELİ?


💗🤰 Annelerimiz bizim için çok şey ifade eder. Yeri gelir dostumuz olurlar, yeri gelir yaren. Çoğu zaman bizi kucaklayan sımsıcacık eller olurlar. Bazen küçük çocuğumuz, akrabamız, her şeyimiz...

💗🤰 Elbette hepimiz için yeri ayrıdır. (Bu blogu ne kadar önemli olduklarından bahsetmek için değil, bize muhteşem yemekler yapan nefis ellerinden bahsetmek için kaleme aldım.)

💗🤰 Hepimiz anne yemeklerinin ne kadar lezzetli olduğu konusunda hemfikirizdir. Yorgun argın döndüğümüz dershaneden, okuldan, kurstan, işten sonra eve atılan ilk adımda rahatlama gelir, huzura kapılır ve günün yorgunluğunu unuturuz. Hatta kapıya girmeden önce 5599 km (Biraz abartmış olabilirim ama öyle :) ) öteden mahallemize/sokağımıza sinmiş olan o muhteşem anne kokulu yemeklerini alırız. O gün patrondan/öğretmenden azar işitmiş, eve çok sinirli bir şekilde dönerken 5599 km öteden gelen kokuyla yumuşar ve tüm yorgunlukları atarız. Hatta söylene söylene geldiğimiz o yolda ne dediğimizi unuturuz ve ''Annem tam bir mutfak perisi'' :) cümlesi dökülür dudaklarımızdan. Bazılarımız adımlarını hızlandırır, hatta koşmaya bile başlar ve yemeğin üzerine atlama gibi çılgın hayaller kurar. (Bence böyle hayal kuran vardır. :) )

💗🤰 Menüde istediğimiz yemekler olmasa bile yüzümüzde kocaman bir tebessüm oluşur, çünkü anne eli değen bir şeyin kötü olma ihtimali var mıdır?

💗🤰 Yolculuğa çıkacağımız zaman tıka basa doyururlar bizi, sonra da çantamıza sıkıştırırlar pofuduk kurabiyeleri, kekleri, sarmaları... ''Aa kızım/ oğlum olur mu öyle şey ne yedin ki?'' ''Aa bak bugün hiç yemedin, perişan olursun yollarda!'' gibi serzenişlerde bulunup çantamızı ağzına kadar doldurur, sonra bizi öper, koklar ve arkamızdan bir ton su dökerler; tez gidip tez dönelim diye. 

     

      

        

        

         


🤱Peki sizce anne eline ne değmiş olabilir? Anne elinde olup bizim elimizde olmayan özellik ne olabilir? Sizce bu lezzet sadece annelere mi özeldir ve anneden anneye kuşak boyunca aktarılır mı? Görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalın :)










5 Eylül 2021 Pazar

TEMİZLİK-CİNAYET ÇATIŞMASI

 

                 FATMA DİZİSİ İNCELEME


✔️Başrollerini UĞUR YÜCEL, BURCU BİRİCİK ve MEHMET YILMAZ AK'IN üstlendiği ve ÖZGÜR ÖNURME ile ÖZER FEYZİOĞLU'NUN yönettiği dizinin konusu şöyledir:

KONUSU: Temizlik işlerine giren Fatma, kayıp eşi Zafer'i ararken beklenmedik bir kaosun içine çekilir.

✔️Sitede yazan konu kısmına bakacak olursak çoğunuzun ilgisini çekmeyebilir fakat polisiye tutkunları bu diziyi neden izlediğimi anlayacaktır.

✔️Birkaç gün önce ne izlesem diye düşünürken karşıma bu dizi çıktı. Daha doğrusu polisiye bir dizi izleyip katillerle kovalamaca oynamak ve biraz da günümü güzelleştirmek istemişken çıktı karşıma. Çoğumuzun yaptığı gibi ''Bu Türk dizisi, ne kadar başarılı olabilir ki?'', ''Kesinlikle yabancı dizilerle kıyaslanamaz!'', ''Kesin çok hatalar vardır!'' vs. gibi ön yargılarla yaklaşmadım. (Bir şeye ön yargıyla yaklaşırsanız o şey zaten gözünüzde biter. Bu da kamu spotu olarak kalsın :D) Önce konusuna baktım. Konusunun yeterince açıklayıcı olmadığını düşündüm, birkaç siteyi daha inceledikten sonra izlemeye karar verdim.

✔️Fatma, temizlik işlerinde çalışır. Eşi Zafer bilinmedik bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Her yerde eşini arar ve bu süreçte karşılaşmadığı çatışma kalmaz. Bu yolculukta aslında kendini aradığının farkında değildir.(Burada spoiler vermeden dizinin konusunu aktarmaya çalıştım.)

✔️Dizinin ilk bölümü bana göre pek akıcı değildi. Tabi ki diğer uçmalı-kaçmalı, gerilimli, dedektifli dizilerle kıyaslayamazdım ama yine de bir şans vermeliydim. Bizim insanımız da canları istediği zaman iyi işler çıkarabilirdi neticede. Hem de çok iyi işler... Bu inanç ve motivasyonla başlamıştım diziye ve dediğim gibi ilk bölüm çok sarmadı. -Ayrıca dizi izlerken her zaman iyi bir izleyici ve gözlemci olmak gerekir diye düşünüyorum.- İlk dakikalar güzel gitti, sonra sarmadı, sonra tekrar sardı vs. vs. (Dizinin sonunda büyük bir çekim hatası vardı. İyi bir izleyici olmak derken bunu kastetmiştim. Bunu fark etmeyenler için daha dikkatli olmalarını öneririm. Neyse, yurdum insanının dediği gibi ''İlk elin günahı olmaz.'':) )

✔️Karakterleri çözümlemeye çalıştıkça ve bölümler ilerledikçe dizi de akıp gitti. Zaten 1 sezon ve 6 bölümden oluşuyor. (2.sezon gelebilirmiş.) Fatma karakterine gelecek olursak dizi boyunca bir çatışma izlediğimi söyleyebilirim. Fatma, aslında çok güçlü bir kadın evet kendi ayakları üzerinde duruyor ve sağlam basıyor. (Her kadında olmasını istediğimiz bir özellik) fakat dışarıyla ve kendiyle sürekli bir çatışma halinde. -özellikle dışarıyla- çünkü insanlar onu anlamıyor, hatta dinlemiyor bile. Birazcık kulak kesilseler, ona kadın veya temizlikçi gözüyle bakmasalar Fatma'nın daha sağlam duracağı kesin. Burada bir statü farkı da var aslında. Evet kendi ayakları üzerinde duruyor, sağlam bir kadın ama bu insanların onu anlaması ya da dinlemesi için yeterli bir neden değil. Çünkü mesleğini eline almamış bir temizlikçi profili görüyoruz. Oysa mesleği elinde olsa ''Ben de buradayım!'' demesine bile gerek kalmaz, çünkü onu konum itibariyle zaten el üstünde tutarlar, daha fazla saygı gösterirlerdi. (Yahut kardeşi Mine gibi zengin ve havalı biri olsa, dış görünüşüne biraz daha önem verse belki bu kadar görmezden gelinmezdi.) Aynı zamanda unutamadığı bir geçmişi var. (Otizmli oğlunun başına gelenler, küçükken kız kardeşiyle yaşadıkları) geçmiş-şimdi-dışarıdaki insanlar-kendi çatışması içine sıkışmış, korkularıyla yüzleşmeye çalışan bir kadın. Temizlik-cinayet ikilemindeyse vicdanını rahatlatmak ve sonrasında bunu dışarıdakilere karşı 'Ben güçlüyüm gördünüz mü?' imajı vermek için yaptığını düşünüyorum. Fatma'nın çok fazla anlaşılmaya ihtiyacı var.

✔️Yazar karakteriyse (Uğur Yücel) 'Kırmızı Oda' dizisinden tanıdığımız Vahit Bey. Çok ağırkanlı, beyefendi ayrıca her yazarda olması gereken bir özelliğe sahip: iyi bir gözlemci. Onun gözünden Fatma karakterini tanımak diziye ayrı bir güzellik katmış.

   

   

   

      

       

✔️Diziyi sonlara doğru beğendim, özellikle son 3 bölüm bence gayet iyiydi. (Demek ki isteyince güzel işler çıkarabiliyormuşuz, yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim.) Diziyi 2 günde bitirdim, bence anlaşılmayan ve kendini bulmak isteyen kişiler mutlaka izlemeli. Lütfen etrafımızdaki Fatmaları görmezden gelmeyelim! Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalın!






4 Eylül 2021 Cumartesi

SATILIK BEBEK AYAKKABISI

 

        DÜNYANIN EN KISA HİKAYESİ


🧦Dünyanın en kısa hikâyesini duydunuz mu hiç? Sizce kaç kelimeden oluşuyordur? Kim bunu yazmaya cesaret edebilir? Gelin hep beraber bu hikâyeyi ve onun hikâyesini okuyalım. Sizce yazar burada ne demek istemiş :)

🧦Hikayeye göre bir toplantıda, Ernest Hemingway’den hiç hazzetmeyen ve de kıskanan edebiyatçılar Hemingway’e ne derece yetenekli olduğunu sorar. Hemingway '’Senin hayal bile edemeyeceğin kadar.’' diye yanıtlar. Akabinde muhatabı ise, 10 kelimeyi geçmeyen, etkili bir hikaye yazıp yazamayacağını sorar ve ekler '’Eğer bunu yazmayı becerebilirsen, ve buradaki herkesi derinden etkilersen yeteneklerin önünde saygıyla eğileceğim.’' 10 kelimeye bile ihtiyaç duymayan Hemingway bir dram öyküsü yazar. Orada bulunan herkesi etkileyen bu hikaye aynen şöyledir;

🧦/ ''Sales baby shoes. Never worn.''

Satılık bebek patikleri. Hiç giyilmedi.

🧦Diğer rivayete göreyse Hemingway, bunu bir öğle yemeğinde arkadaşlarıyla 6 kelimelik bir hikâye yazabileceğine dair girdiği iddia sonucu yazmıştır.
      
   

🧦Siz de etkilendiniz mi? Sizce derin bir anlamı olabilir mi? Farklı farklı anlamlar çıkmış bu hikâyeden fakat ben anlamını düşünmeyi siz okuyuculara bırakıyorum.

🧦Peki en kısa hikâyeyi siz yazsaydınız kaç kelimeden oluşurdu ve nasıl başlardı? Yorumlara cevaplarınızı mutlaka beklerim. Sonraki bloglarda görüşmek üzere, takipte kalın!

NOT: Hikâye çok kısa olduğu için yazıyı daha fazla uzatmak istemedim. Bu kadar kısa bir yazıya uzun açıklama yazmak bize düşmez :D



Davran Ruhunun Sesine Vur Serenad'ı Beline! 🎼 🎵 🎹

          🎻 İNCEDEN İNCEYE SERENAD İNCELEMESİ 🎸 ''Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nas...